25 Nisan 2011 Pazartesi

Lavabo Açmak.. JPS..

                                                                  Pazartesi 07.00
Bir şey oldu. O kadar kurnazca içime işledi ki, ilk başta kendi duyularımdan kuşkulandım. Şimdi bile beyaz, içi boş şeklin üstüne eğilirken içimde hafif bir çekingenlik hissediyorum. Yüzümden traş edilen siyah ve kır kıl parçacıkları, suyun üstünde yüzüyor, kenarlardan ucuz sabunla karışıp bir tür köpük yada tortu oluşturarak, sanki kalıntı bir çekimin etkisindeymiş gibi, yavaş yavaş lavaboya yapışıyor.
Lavabodaki su düzeyi artık gözle görülemeyecek kadar ağır düşüyor ve hareket ancak düzgün beyaz porselene yapışan gri tortunun artışıyla ölçülebiliyor. Tıpkı kalemimden çıkan ve tebeşir beyazı kâğıdın üzerinde anlamsızca biriken sözcükler ve harfler yığını gibi.
Tıpkı felç olmuş bir gırtlak gibi, lavabo yutmayacak, o kadar uzun süredir içmeye zorlandığı kiri artık daha fazla kabul etmeyecek. Karanlık deliğe bakıp gözlerimi zorlayarak boruyu neyin tıkadığını görmeye çalışıyorum. Karanlıkta bir şey parlıyor, bir gözün kaygan yüzeyi, yuvarlak ve ıslak, bana bakıyor. Boğazdan pis bir koku, hastalık ve bulantı kokusu yükseliyor. Dayanamayacağım. Dayanmayacağım. Parlayan yüzey kayboluyor ve göz kapanıyor. İşte, Tıkanıklık, en sonunda pislikler içinde geldi.
.
.
                                         Perşembe Sabahı Kütüphanede
İşler kötü, çok kötü. Çalışamıyorum. Kalemimin her hareketi anlamsız. Romanım beni sıkıyor. Pipomu doldurmaya bile halim yok. Nesne önümde duruyor ve kütüphanecinin dikkatini çekiyor. Tıkanıklık beni ele geçirdi.
.
.
...Artık tıkanıklığın tadını alabiliyorum. Tıpkı ağzımda, gözlerimde, kulaklarımda kalmış ölü ve gömülmemiş bir şey gibi. Miğdem kalkıyor.

....Birisi izliyor, hareket etmemi bekliyor, ama edemiyorum. Tıkanıklık benim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder