26 Nisan 2011 Salı

Sana kendi içimdeki küçük adamı anlatmakla işe başlayacağım...

"... ben ne kızıl, ne kara, ne de beyazım. ben hristiyan, yahudi, müslüman, mormon, poligam, homoseksüel, anarşist ya da boksör de değilim.
ben bir kadını/erkeği, onunla evli olduğumu kanıtlayan evlilik cüzdanına sahip olduğum ya da cinsel açlığımı doyurabilmek için değil, gerçekten sevip ona değer verdiğim için kucaklarım.
ben çocukları dövmem, balık tutmam, karaca ya da geyik avlamam. ama hedefi onikiden vururum.
ben briç oynamam ve öğretilerimi yaygınlaştırmak için partiler vermem. eğer öğretim doğruysa zaten o kendiliğinden yaygınlaşacaktır.
eğer benden daha iyi hekim değilse, çalışmalarımı bir tıp yöneticisinin eline bırakmam. ve buluşlarıma kimin hükmedeceğine ya da etmeyeceğine ben karar veririm.

ben yasal kurallara anlamlı oldukları sürece tam olarak uyarım ama aşılmışlarsa ya da anlamsızlarsa onlarla mücadele ederim. (hakime koşma hemen küçük adam, çünkü o da dürüst bir insansa aynı şeyi yapar.)
ben çocukların ve gençlerin bedensel aşklarını yaşamalarını ve rahatsız edilmeden tadını çıkarmalarını isterim.
ben insanların doğru dürüst dindar olmak için aşk yaşamlarını yıkacaklarına, bedenlerine ve ruhlarına zarar vereceklerine inanmıyorum.
ben senin 'tanrı' olarak adlandırdığın şeyin gerçekten var olduğunu ama senin düşündüğünden farklı, senin içinde ve dışında, vücudundaki sevgi olarak, dürüstlüğün olarak ve doğayı hissetmen olarak bir kozmik temel enerji olduğunu biliyorum...
Wilhelm Reich - Dinle Küçük Adam

25 Nisan 2011 Pazartesi

Lavabo Açmak.. JPS..

                                                                  Pazartesi 07.00
Bir şey oldu. O kadar kurnazca içime işledi ki, ilk başta kendi duyularımdan kuşkulandım. Şimdi bile beyaz, içi boş şeklin üstüne eğilirken içimde hafif bir çekingenlik hissediyorum. Yüzümden traş edilen siyah ve kır kıl parçacıkları, suyun üstünde yüzüyor, kenarlardan ucuz sabunla karışıp bir tür köpük yada tortu oluşturarak, sanki kalıntı bir çekimin etkisindeymiş gibi, yavaş yavaş lavaboya yapışıyor.
Lavabodaki su düzeyi artık gözle görülemeyecek kadar ağır düşüyor ve hareket ancak düzgün beyaz porselene yapışan gri tortunun artışıyla ölçülebiliyor. Tıpkı kalemimden çıkan ve tebeşir beyazı kâğıdın üzerinde anlamsızca biriken sözcükler ve harfler yığını gibi.
Tıpkı felç olmuş bir gırtlak gibi, lavabo yutmayacak, o kadar uzun süredir içmeye zorlandığı kiri artık daha fazla kabul etmeyecek. Karanlık deliğe bakıp gözlerimi zorlayarak boruyu neyin tıkadığını görmeye çalışıyorum. Karanlıkta bir şey parlıyor, bir gözün kaygan yüzeyi, yuvarlak ve ıslak, bana bakıyor. Boğazdan pis bir koku, hastalık ve bulantı kokusu yükseliyor. Dayanamayacağım. Dayanmayacağım. Parlayan yüzey kayboluyor ve göz kapanıyor. İşte, Tıkanıklık, en sonunda pislikler içinde geldi.
.
.
                                         Perşembe Sabahı Kütüphanede
İşler kötü, çok kötü. Çalışamıyorum. Kalemimin her hareketi anlamsız. Romanım beni sıkıyor. Pipomu doldurmaya bile halim yok. Nesne önümde duruyor ve kütüphanecinin dikkatini çekiyor. Tıkanıklık beni ele geçirdi.
.
.
...Artık tıkanıklığın tadını alabiliyorum. Tıpkı ağzımda, gözlerimde, kulaklarımda kalmış ölü ve gömülmemiş bir şey gibi. Miğdem kalkıyor.

....Birisi izliyor, hareket etmemi bekliyor, ama edemiyorum. Tıkanıklık benim.
" Çünkü insan kelebek boyunbağı olmadan şair olamaz. Edmundo dayı bana dergilerdeki şair resimlerini gösterdi, hepsinin kelebek boyunbağı var." 
                                                (şeker portakalı)

24 Nisan 2011 Pazar

bir hıyâbandır ki hasret kûy-ı cânandan geçer
her geçen cânânâ peyvest olmadan candan geçer
dinlemek çün mâcerâ-yı hecrînâyından kemâl
mevkib-î yâran civâr-ı beytü'l-ahzan'dan geçer
                                                                   Yahya Kemal

23 Nisan 2011 Cumartesi

ÖZLEM

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

                                    ORUÇ ARUOBA

3 Nisan 2011 Pazar

Parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni.
Biraz heyecan, biraz da salıncağı "başkası kapacak" korkusu işte.
                                                 Cemal Süreya

29 Mart 2011 Salı

...garip bir düş gördüm:
Bir köprüydüm. Yüzlerce çelik dayanak üstünde sapasağlam uzanmış yatıyordum. Ama bir canlılığım vardı. duyularım vardı. Eşya değildim. Cansız bir madde değildim. Bir canlılık,bir dirim duyuyordum çelik putrellerimde. Üstümden trenler geçiyordu. Büyük gürültülerle. İnsan dolu trenler. Kalabalık. Çok kalabalık. insanlar koridorlara taşmışlar. Birbirlerinin üstüne yığılmışlar. Görüyor gibiydim. Kokuyorlar. Duyuyor gibiydim. Ben köprüyüm. Onların köprüsü. Üstümden geçiyorlar. Acıtıyorlar. Kaslarım, putrellerim ağrıyor. Dirimimi duydum. Şöyle oynayayım dedim. Yüzlerce elim, kolum ayağım vardı. Gergin duran kollarımı, ayaklarımı büzdüm. Yerlerinden oynadılar. Salladım, bir kez daha salladım. Tren raydan çıktı, altımdaki uçuruma yuvarlandı. Bağırışlar insan sesleri...çığlıklar, çığlıklar...
Kıvandım: gittiler, hiçbiri kurtulamaz artık. Bir ara birkaçını kollarıma bacaklarıma sarılmış, yukarıya, bana doğru güçsüzce tırmanmaya çalışırlarken gördüm. Sarsıldım, o yüzlerce elimden, kolumdan bir kaçını oynattım. cop, hepsi gene o sarp kayalara.
Gece oluyordu. İnlemeler yitmişti. Sessizlik. Çok geçmez bunlar kokuşmaya başlarlar, diye düşündüm. Bir güçsüzlük duydum. Bir köprü yorgunluğu. Her yanım ağrıyordu. Liğme, liğme, çözülür gibiydim. Birden demir dayanakların sarsıldığını duydum altımda. Sonra daha şiddetli bir sarsılma. Büyük bir gürültüyle yıkılıyordum.
Hiçbir şey yapamıyordum. Karşı koyamıyordum. Bütün evren sarsılıyordu. Sanki. İçimde yokolmaktan doğan bir korku. Sonra bir başkaldırma. Sonumuz, işte sonumuz...Beni ayakta tutan tüm destekler birden bire altımdan çekilmiş, yuvarlanıverdim. Kayaların, insan leşlerinin üstüne. İşte ölüyorsun, işte bittin, tamam ölüyorsun işte, sen de, kendin de, diye mırıldanıyordum.
                                                                                        Kaçkınlar   FERİT EDGÜ
                                      ...beyninin kıvrımlarında dolaşmak istiyorum...