23 Haziran 2011 Perşembe

Bugün bir şairin beynindeki ölümsüz fikirler düzeneğinin parçası olan ve yarın bir çiçek olarak açan veya gökyüzünün sonsuzluğunda yükselen tarlakuşunun ağzında, ışığa bir sevinç ilahisi şakıyan karbon zerreciği, tüm varlığın birliğinin derin ve anlamlı bir kanıtıydı benim için.
                                             Malwida von Meysenburg
Je verse mon sang dans ton corps
Et je suis comme un oiseau mort quand toi tu dors

kanımı teninden içeri boşaltıyorum
ve tıpkı ölü bir kuş gibiyim sen uyuduğunda

                                                                        

13 Haziran 2011 Pazartesi

saat

akşamları alarm kurarken kendimi saatli bomba ayarlar gibi hissediyorum.
"patlamaya 6 saat 48 dk. var"

GölGe

"Dünyadaki en güzel şey gölge olmalıydı. Gölgenin milyonlarca kımıldayan şekli ve çıkmaz sokakları. Büro çekmecelerinde, dolaplarda, bavullarda hep gölge vardı. Evlerin, ağaçların, taşların altında ve insanların gözlerinin, gülümsemelerinin ardında da gölge vardı. Ve dünyanın gece tarafında kilometrelerce gölge vardı yine."

Sırça Fanus - Sylvia Plath


11 Haziran 2011 Cumartesi

Saatçi

En çok yanılgısı başkaydı benden
Bir suya çalardı saati
Gümüş köstekli bir akşam vakti
Karardı solukları göğü görmeden

Kraldı yaz dönüşü sürgünden
Bir ceza ülkesinde davulcu
Geceleri ipe bağlı bir suçu
Asardı kimseleri ele vermeden

Durmadan bir çocuk akıp gidiyor
Sevmezken kendinde olanın
Ağır kokuları ölü eşyanın
Kaplardı odaları eve girmeden

Adını bildiği saat değil bu
Kuş seslerinden çin laleleri
Çarmıha gerilmiş çan kuleleri
Düzeltir saatini vakti bilmeden
                           
                      HİLMİ YAVUZ

31 Mayıs 2011 Salı

Friedrich Nietzsche

Bir ben biliyorum,
yorgun gözlerinin altındaki halkaların
ebem kuşağı olduğunu ve
İstediğinde yedi renk bakabileceğini.
Siyah saçlarındaki akların aslında,
hırçın dalgaların gelgitlerinden oluşan
köpüklerin bulaşığı olduğunu.

Bir ben biliyorum
yüreğinin severken,
ölmekten değil de öldürmekten korktuğu için
tir tir titrediğini.

Kayboluşlarında kendini bulup
her şeye yeniden başlama hevesinin,
yalnızlığını nasıl kursağında bıraktığını.

Bir ben biliyorum,
dağların eteklerine ziller takıp
hızla doruklara kaçışından olduğunu,
ruhunun serin esintisinin.

Hayatın çarmıhına,
yalpalarda çürüyen tahtaların
paslı çivileriyle gerildiğini.

Bir ben biliyorum,
her kundaklama sonrası
ormanlarının zehrini,
bir hışımla genzine çektiğini.

Bu yangınlarla
ciğerinin de yandığını,
yine de hiç ağlamadığını.

Bir ben biliyorum,
bu şehrin goncalarını bile sevmediğini,
inim inim inleyen gecelerinde
demlenemediğini.
bir ben tanıyorum
ve bir ben seviyorum adamım seni, bu şehirde adam gibi.

            Lou Andreas-Salomé for  Friedrich Nietzsche                            
                                                             
Lou Andreas –Salomé’ye


Paris, 26 haziran 1914
…..
Dünyayı benim bu güne dek yaptığım gibi salt göz yoluyla kavrayıp içine sindirmek, bir ressam , bir heykeltraş için daha az tehlikelidir, diye düşünüyorum, çünkü bunlar aldıklarını maddeye dönüştürüp ortaya koymakla rahatlayacaklardır.

Ben kendimi, Roma’daki parkta gördüğüm Anemone’a benzetiyorum : Çiçeğinin yapraklalarını gün boyunca, alabildiğine açmış ve gece olduğunda onları bir türlü toparlayıp kapayamamıştı. Akşamın karanlığında, akıllı kardeşleri, dıştan aldıkları kadarıyla yetinip yaparaklarını kapamışken, onu hala delicesine açılmış yapraklarıyla, bitip tükenmeyen geceden bir şeyler almaya uğraştığını görmek, insanı ürkütüyordu.

Ben de öyle çaresizce dışa dönük, dağınık, hiçbir şeyi itip geri çevirmeden yaşamaktayım; duyularım bana hiç danışmadan, hep rahatsız edici şeylere yönelik…

Ama kim kendisini, önce paramparça etmeden yenileyebilmiştir.

                                                                        Rainer Maria Rilke